13 Ocak 2012 Cuma

Kûfe halkına yezîd olmak.



İman dille taşınacak kadar hafif, fakat kalp ile taşımak için ise son derece ağırdır. İmanı taşımada kalbin kas ve gücü sahip olduğu aşktan gelir. Kalp ne kadar arınmış, ne kadar ilahi kelimetullah ile mücehhez olursa o derece kesif bir aşka ve dolayısı ile imanı taşıyacak güçlü bir kâlbe sahip olur.

Bu derecelerden yoksun olanlar ise imanı sadece dillerinde yani sureta taşıyarak, taşıyormuş gibi yaparlar, ve en yakın imtihanda yüklerini oracikta bırakıverirler. Hz. Osman'ı, Hz Alî'yi (kv) ve cennet gençlerinin efendisi Hz. Huseyin'i katleden yezîd zihniyeti, cinayetlerine o zamandan bu yana devam etmekte, Muhammedî ahlâkı kendine düşman bellemektedir. Kerbelâ'da vukuû bulan elim hadisede, sadece mağdur olarak Hz. Hüseyin ve yanındakiler değil aynı zamanda yezîd-i propaganda ile zihinleri bulanmış, imanlarını dillerinde muhafaza eden Kûfe'lilerdir de. Zira mağduriyet açısından Taif'lilerden çokta bir farkları olmayan Kûfe'lilerin akılları başlarına bir zaman sonra gelecek ve yapıp ettiklerine pişman olacaklardır. Lakin imtihân onlar için çoktan netice vermiştir.

Bu ibretlik hadisenin bizlere ve bizden sonrakilere anlatiyor olduğu ve Resulullah'ın (sav) hadisi şerifinde aşikâr-ı sır olarak düstûrlanan, hâkikat sudur: Zûlm ile birsey elde eden bizden değildir.

Aklın, selim bir muhâkeme altında tercihi cok aşikâr olsa da, taşıyor olduğumuz nefs maalesef bizlere o konforu sağlamaz. Bir açıdan bu ilahi olgu, hasatta, kaliteli dolu tanelerle, içi boş olan tanelerin ayrılmasını saglar. Çünkü Muhammedî terbiyeye muhatap olan insan aklî olgunluk ve faris bir muhâkemenin sahibi olması münasebeti ile aldığı kararların tek ve yegane sorumlusudur. O mesuliyete, muhatap alınan insan, telkin ve tehditlerden mürekkep bir zihin bulanıklığını sebep gösterip, mesuliyetini yerine getirmemezlik yapamaz, yapsa da kabul olmaz. Çünkü önünde bu terbiyenin öğretmeninin bizlere kâtlini haber vererek emanet ettiği evlâdı, bu uyuşuk Kûfe zihinliler yüzünden, bizlere kaçamayacağımız bir miras bırakmıştır.

Zaman gelir yezîdin, bastan çıkararak, tehdit ederek ele geçirdiği zihinler, sadece Kûfe'de değil, bugün Aziz Sultangâzi'de ve Aziz Maltepemiz'de de karşımıza çıkmaktadır. Buradan şu sonuç da çıkarılabilir, eğer Kûfe'liler imanlarını dillerinde taşımasalardı yezîd zuhur etmezdi. Dolayısı ile yezîd Kûfe'ye, Kûfe de yezîde muhtactir. Eğer biz de Kûfe'lilerin zâfiyetlerini paylaşıyor, onlar gibi yapılan zûlme sessiz, baskı ve tehditlere dirençsiz ve bastan çıkaran tekliflere müştâk isek, yezîdimize hazır olmamız gerekir ki; zaten kendide zuhur etmiştir.

Rabbim, Hz. Hüseyin'in her zaman ve her an yanında

olanlari zaferlerin en arzu edileni ile taçlandırsın.


0 yorum: