25 Aralık 2011 Pazar

HİKMETİN PEŞİNDE AYAĞA TAKILAN TAİF’İN TAŞLARI

O sabah, sonbaharın görevini kışa devrettiği iklim şartlarının getirdiği bir yorgunluğun, bir mahmurluğun üstüme yapışan dokusu ile güne başladım. Severdim aslında ardında yanlızlaşmayı getiren gri bulutları, severdim; çünkü mahzuni gökyüzü dahi içindeki kasveti ile kararırken, ortama saldığı engin grilik ruhuma iyi gelirdi. Özellikle denizin de grileşen renginde kaybolan ufuk çizgisi, hem göğü denize, hem de denizi gökle buluşturur ruhum bu vuslattan çok beslenirdi. O sabah bunlardan hiç biri aklıma gelmedi. Aklımda hala siyaset vardı. Telefona sarıldım, bir dostumu aradım “Hemen ilçeye gel…” dedi.

“Hayırdır ne oldu?” diye soramadan apar topar ilçe başkanlığına geldim. Mevzu belli oldu. Cesedlerini ruhlarına değil de nefislerine uyduranların kısa bir gösterisini takiben beliren manzarada, ilkelerimi vakumlamaya gayret eden simaları görünce günün farklı geçeceğini anlamak zor olmuyordu. Yaklaşık 17 aydır büyük bir aşkla paylaştığım gönüldaşlık, yavaş yavaş içeriğini ve yapısını artık bünyesinde dostluğun ve muhabbetin kesafetini arttırdığı yeni bir hale dönüşürken; büyük bir heyecan yaşamaktaydım. Bu başkalaşıma paralel olarak, pek tabidir ki; gönüldaşlarımın bazıları ile dostluğumuzu uhuvvetten beslenen yeni bir boyuta taşırken, geride kalanlarla ilgili olarak da muhabbetli anılarımızı yadımızda muhafaza edeceğiz.

İster bizimle birlikte yaşasın veya ister yadımızda yerini alsın, tüm dostluklar benim için değerlidir. Çünkü dostluklarımı gönül evimde ağırlarken, aynı zamanda onlardan da içeriğine bakmaksızın hatıralar alarak evimi zenginleştiririm. Bu sebeple herhangi bir dostumdan gelen hatıra her ne olursa olsun, taş dahi olsa ona Taif’in taşı muamelesi yapar, bir gonca gül olarak gönlümün en muazzez mevkiinde saklarım . Umarım ki; bendeniz bu edep üzre yürürken sizin ayak izlerinizi takip ederim.

Bu sebeple, edep menzilinde sizlere yetişmeye çalışan bir kardeşiniz olarak, dillerden sardedilenleri sizler gibi bu yolun sebatkârları nasıl kucaklıyorlarsa; bizler de aynen öyle kucaklamaya çalışırız. Bu zor bir meseledir. Ben de zorlanıyordum elbet Aldous Huxley gelir aklıma ne zaman kendimi ifadede zorlansam, O “Ses Sese Karşı” romanında şöyle diyordu: “Çapraşık konularla herkes gibi o da başa çıkabiliyordu. Ama iş sadeliğe geldiğinde, yetenekten yoksundu; çünkü sade şeyleri ele almak yeteneği, kafadan geldiği kadar yürekten de gelir; inceleyen ve kavrayan akıldan geldiği kadar, duygulardan candanlıktan ve sezişlerden de gelir…” Evet, sadelik…

Abartıdan, süslemelerden uzak, hakikât olarak sadelik… Acaba biz süsleyerek neyi gizliyoruz? Hakikâti mi? Yoksa eksik ve noksanlarımızı mı? Yoksa Wittgenstein dediği gibi üzerinde konuşulmayan şeyler karşısında susmalı mıyız? Elbette HAYIR. Çünkü Wittgenstein, Ludwig, kendince bu düstûru metafizik hakikâtler için söylemiştir. Aksine siyaset günümüzün dünyasında nefsi tahriklerle manipüle edilen gayet fiziki bir metâ halini almıştır. Hatta daha da ileri giderek, siyasetin algı ve aksû-l âmelleri (reaksiyonları) müşterilerinin bileşik medeni vasıflarına paralel olarak, ihtiras ve arzularının elinde şekillendirilmeye bırakılmıştır. Böylece kendine siyasetçi diyen kifâyetsiz muhterisler arenayı doldurmuşlardır. İşte biz bu, nefsî ihtirâs ile kıvam bulmuş kifâyetsizliği konuşmalıyız.

Konuşmalıyız ki; bu gücün şehveti ile zehirlenmiş kifâyetsizlik, bir daha nüksetmesin, bir daha kardeşlerin arasına nifâk salmasın. Bir ortak yarar siyaseti(1) altında, misyon yürüten bizler, bu ortak yararı sadece dayatmalarda aramamalıyız. Zira iyi, doğru ve güzel adına yapılan gayretlerin sonucu bizlerin uhuvvetini arttıracağından rıza-î ilâhi cezbeder. Bir insan bundan öte ne isteyebilir.

Buna mukabil, ben insanı eşref-i mahlûkât olarak bilirdim, ama birileri bizi eşref-i papağan zannediyor. Zannetmekle kalmıyor üstüne üstlük öyle olduğumuzu dayatıyor. Bu baskı ve dayatmaya karşı durmamız gerekir. Çünkü demokrasiler, idealler ve hasılı AK Parti ancak böyle ayakta kalır. Çilekeş dava erenleri ve şehidlerimizden bizlere miras kalan mukâddesata saygılı muhafazakar demokrat düşünce sistematiğimiz, omuzlarımıza ağır bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluğun icrâsından, ulû-l emr’e itaât ediyoruz, göstermelik tavrı sergileyerek kurtulamayız. Yani doğru muhâkeme ile yanlış sonuca ulaşmak, yanlış muhâkeme ile doğru sonuca ulaşmaktan daha evlâdır. Çünkü insana gayret farz, sonuç nasip kılınmıştır.

Değerli dostlarıma Dücâne Cündioğlu’nun bende derin izler bırakan ifadesini hatırlatmak isterim ki; dinî yükümlülüklerin sadece ahkâmı olmaz, ayrıca âdabı da olur. (İşadamı ve siyasetçilerin irfanî felsefelere karınları tok olduğu için, ibadetlerin bir de esrarı vardır bile demiyorum.).

Hâsılı, dindarlığın kıvamı hükümle değil, edebledir. Nefis ahkâm'dan çok âdabla terbiye olur. İlim'den çok irfanla. Haram'dan çok mekruh'la.

Ama bunları konuşurken, her zaman Taif’in taşlarını hatırlamakta fayda olur. Zira o taşlar hala atıldıkları yerde bulunuyorlar. Hala üzerinde mübarek kanın izleri taze olarak duruyor. Lakin şimdi biz oralarda yürürken ayağımıza takılan Taif’in taşlarına bakarak ayağımızın kanadığını düşünüyor nefsimizin kabarmasına imkan veriyoruz. O taşları sinemizde güle çeviremiyor, böylelikle gönlümüzün muazzez köşelerini çiçeksiz ve boş bırakıyoruz. Boşluk kabul etmeyen ruhumuz O boşlukları nefsimizin eliyle kin, nefret ve garezle dolduruyor ve sonunda katılaşan, kararan bir kalp ile başbaşa kalıyoruz.

Şimdi Taiflileri affeden bir Resûl yok ki. Bir ilahi talimat ile emir bekleyen Cibr-il Emin dahi kaderi Resûl’un iki dudağı arasına sıkışmış Taif için yapacağı bir şey yokken; Resûl’un yüreğinden gelen cevabı karşısında, insana niçin secde ettiğini anlamış olması bir ilahi hikmet değil midir? Biz ümmeti Muhammed olarak ne yapacağız hala orada durmakta olan Taif’in taşlarını alıp gerisin geriye mi atacağız; yoksa öğretmenimizin bize öğrettiği gibi gölümüze çiçek olarak mı yerleştireceğiz.

Evet, ben de bir Taif’liğim sadeliği bulmaya çalışarak özür diliyorum. Sizler benim size, ümmetin bir parçası olan size, taş attığımı düşünüyorsanız; siz, size yakışanı yaparsınız.

Abdülmennân Tor

Maltepe, İstanbul

27 Aralık 2011



( 1) : KYMLICKA, Will, “Çağdaş Siyaset Felsefesine Giriş” İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. Sf: 309-310

0 yorum: